Bir Mayıs sonu yazısı
Mayısın son günü bugün. Enerjik olmak gerekirken bir isteksizlik bir mayışıklık var bende ve birçoklarında sanırım. Blog da kimsesiz kaldı. İsteksizlik buraya da yansıdı.
Hayatımda ilk kez pancake yaptım geçen gün. Yine ne yemek yapsam diye kıvrandığım bir akşam da akşam kahvaltıısı yaptık. Çok seviyoruz zaten kahvaltıyı:) Mutfağa olan ilgisizliğim malum zaten. Bu sebeple belki ben krebi de, akıtmayı da, pancake i de aynı şey sanırdım. Sanırım değiller:)
Tarif Delianne'nin Meşhur Pofuduk Pancakei. Başlarda elime yüzüme bulaştıracak gibi olsam da elim alışınca çabuk çabuk yapıverdim. Benden değil tamamen tariften kaynaklı, şahane birşey oldular. Denemediyseniz mutlaka yapın derim.
Eskiden ne kadar özensizdim. Karnımızı doyumak için masaya 2 tabak atardım. Yiyip kalkardık. Şimdi bir özeniyorum anlatamam. Gözüm hep yeni tabaklarda, peçetelerde. Güne biraz neşe, renk katmaktan kimseye zarar gelmez, öyle değil mi?
Son 1 haftaya giriyoruz. Tatil için geri sayım başladı. Defne her gece yatarken soruyor "uzun tatile ne kadar kaldı" diye. Artık idrak edebileceği kadar az kaldı neyse ki. Ondan sonra kızımla başbaşayız. artık kavga mı ederiz, oyunlar mı oynarız orası meçhul:)
Kitap Fuarı 2012
3 senedir kaçırmıyoruz kitap fuarını. Eski yazılarımda ne de uzun uzun anlamışım. Ne aldık ne yaptık hepsini yazmışım. Şimdi nedense zor geliyor.
Bu sene çok birşey anlayamadım açıkçası. Bir kere Ahmet Ümit'i kaçırdım. Kocamın ufak bir rahatsızlığı oldu gidemedik. Gittiğimiz gün de çok gezemedik, Defne tutturdu yoruldum diye vs vs.
Ben bu sene uzun uzun sahafları dolaştım. Çok cici eski kartlardan aldım birkaç tane. Bir de minik resimli bir çocuk kitabı buldum. Şurada eklediğim görselin aynıları var hem de içinde. Nasıl denk geldi nasıl sevindim anlatamam.
Uğradığım her sahafa eski Ayşegülleri sordum ama yok. Küçükken çok severdim, ne de çok vardı. Saklamadığım için kendime çok kızıyorum şimdi. Yeniler de eski tadı kesinlikle vermiyor, almıyorum.
Bir fuar da böyle geçti işte.
Herkese sevgiler, bol okumalı günler...
(Ben bu arada buna başladım.)
Bahçemiz olmasa da...
Ufak tefek birşeyler dikmeye devam ediyoruz. Daha çok yapmak istiyorum ama yazın burada olmayacağız, az da bir zaman kaldı diye vazgeçiyorum. Pazardan paketi 1 liraya fesleğenler aldık Defne'yle. Solan sümbüllerin saksıları boş duruyordu, içimiz elvermedi. Ben dikeceğim diyen Defne'nin önüne koca paket toprağı ve malzemeleri bıraktım, makinemi aldım. O halletti ben fotoğraf çektim.
Toprak olayını biraz abartmışız sanırım. O kadar kullandık hala koca paket duruyor, seneye de yeter bize:)
Küçük küreğiyle kimi zaman nazik kimi zaman oldukça hoyrat, dikti fesleğenleri Defne. Kendi yaptığı için de çok mutlu oldu tabi.
Bu arada anneler gününde bizi de hatırlayan Çiçek Sepeti'ne ve özellikle adını çok tuttuğum kitabı gönderen Profilo'ya kocaman teşekkürler.
Son olarak nice yıllara kocacığım. Seni seviyoruuuzzz:))
Sene sonu
Yıl sonu gösterisi de tamamdır, artık karneleri alabiliriz.
Hem izlemenin heyecanı, hem birkaç kare yakalayabilmenin telaşıyla çekebildiklerim bu ve birkaçı daha işte.
Bu sene hem güzel hem yorucuydu hepimiz için. Hepimiz tatili dört gözle bekliyoruz bu ara.
Geçtiğimiz hafta da aksilikler, yoğun işler peşimizi bırakmayınca bloga da birşey yazamadım. Balkondaki küçük bahçemizden, ektiğimiz, diktiğimiz bitkilerden, Defne'nin küçük bahçivan hallerinden de bir sonraki posta bahsedeyim.
Bizden sevgiler...
Crafter Defne:)
Bunu Defne yaptı,
bunu da ben yaptım.
Fikri Nohutcum'dan çaldım. Ben yaparken Defne de kendi kendine birşeyler yapıyordu yanımda. Bana bulaşmasın diye "anne şunu alayım mı, anne bunu keseyim mi" sorularını "hı hı, tamam tamam" gibi cevaplarla geçiştirdim. Aceleden ne yaptığına da bakamadım, her an işimi bozabilir diye. "Anne baaak" dediğinde gördüm ne yaptığını. Kendince odası için süs yapmıştı ama ben gerçekten çok beğendim. Tamamen kendi fikri ve kendi emeğiyle yaptı. Tasarım da çok hoşuma gitti. Odasında başucunda duruyor şimdi ikisi de.
Hepimize iyi haftasonları...
Çilek, çiçek vs.
Fotoğrafa aldanmayın. Bu çilekler aslında mini mini. Bahçedenmiş, tadından da belli zaten. Çürük,yamuk, ezik, çift başlı falan da yoktu içinde. Tanıdık bir manavımız var, o getirmiş. Yemeğe kıyamadım neredeyse. Önce fotoğrafını çektim o yüzden:)
Aylar var ki keçeye elimi sürmüyorum. Neden bilmem çok soğudum. Görmeye bile tahammülüm yok şu sıra. Bir de çalışma masası yapmıştım kendime sözde. Arada gidip tozunu alıyorum. Aldığım defter vb ıvır zıvırı yığıyorum üstüne.
Çok cici iki arkadaşım için sevecekleri cici şeyler hazırlıyorum ama bu ara. Kesip yapıştırarak. Bu iş daha zevkliymiş, hem de daha kolay. Görmesinler diye fotoğraflarını eklemiyorum.
Bir ellerine ulaşsın da. Birileri için sürpriz hazırlamayı özlemişim...
My Little Pony
Doğumgününden haftalar önce alıp, bucak bucak saklayıp, doğumgününde vermeyi unuttuğumuz hediyeydi Pony tren seti. Şenay teyzesiyle ortak almıştık bir de. Trt çocuk izlerken reklamlarını gördüğünde "anne bana bundan al noolur" derken çıkarıp vermekle için için gülmek arasında gidip geldim bol bol.
Aslında böyle karakter oyuncaklarından oldum olası hoşlanmam. Hele pilli, gürültülü oyuncaklardan nefret ederim. Bu yüzden Defne'nin ilk pilli oyuncağı oldu bu set. (Neyse ki ses çıkarmıyor.) Biraz da bu Ponyciklere çocukluğumdan kalma bir sempatim var. Ben de oynarım dedim yalan değil. Küçükken az hayaller kurmazdım izlerken. Ama şimdiki gibi artistik değildi Ponyler o zaman. Çok daha masum ve sevimlilerdi.
Hatırlar mısınız?
Bu oyuncağı almakla ne kadar doğru bir hareket yapmışım meğer. Defne hiç oynamadığı kadar kendi kendine oynuyor bunlarla. Aslında kendi kendine hiç oynamıyordu, Ponylerle oynuyor diyebilirim. Evdeki minişlerle birlikte, trene bindiriyor, indiriyor, gezdiriyor, konuşturuyor. En çok buna seviniyorum.
Bir süredir kumbarasına para atıyorduk Defne'nin. Yeterli para birikince trenine bir vagon almak istedi. 23 Nisan gösterisinin olduğu gün boşalttık kumbarayı. 2-3 lira da biz kattık, vagonu almaya gittik. Ama akıllı annesi, aaa ne çok çeşit varmış diye heyecanlanınca, Defne de yanlış parçayı beğenince vagon değil kamyonumsu birşey almışız. Trene takılmıyor, takılsa da tekerlekleri raylara uymuyor. Neyse ki Defne sorun etmedi. Hem treni hem normal aracı oldu, daha çok oynuyor şimdi. Ama ben ilk biriktirdiği parayla çocuğa yanlış oyuncak aldırdığım için hala üzülüyorum.
Tek derdimiz bu olsun ama değil mi. Hepimize iyi haftalar...
Çiftetelli
Aydın çiftetellisi oynadılar boylarına bakmadan. Fena da değildi hani. Ben öyle gözleri sulu sulu değil genelde ağzım kulaklarımda izliyorum nedense sahnede olan biteni. Hem mutlu oluyorum hem de eğleniyorum o komik hallerini görünce.
Mesela bizimki oyunun sonunda koreografi gereği yere yatıp yüzünü kapatınca önce kalkıp bir etrafına baktı, baktı hareket yok geri kapandı. O ara öğretmenleri evet kalkıyoruz diye seslendi. Ama ben farkettim Defne'nin duymadığını. Herkes kalktı arkaya oturdu, Defne hala yatıyor. Seyirciler koptu tabi. Öğretmeni gidip omuzuna dokunana kadar da kalkmadı. Sonradan kendisi de çok güldü haline.
Sanırım sahnede olmayı seviyor. Mutlu olduğunu farkediyorum. Gözünü de öğretmenden bir an olsun ayırmıyor ki hata yapmasın. Tam görev adamı. Bazen babasıyla, inek mi olacak çocuğumuz diye gülüşüyoruz. (aman duymasın:))
Gösteri hava şartları nedeniyle ancak bu hafta sonu olabildi. Ama biz tam da 23 Nisan'da Defne'yi çok mutlu edecek birşey aldık ona. Artık yedek tekerlekleri olan 2 tekerlekli bir bisikleti var. Beceriyor da binmeyi. Şimdi parka gitmek daha eğlenceli sanki. İzin verirse ben oturuyorum, o dolaşıyor.
Birkaç sene içinde beraber binmeyi hayal ediyorum, anne kız yanyana...
Mesela bizimki oyunun sonunda koreografi gereği yere yatıp yüzünü kapatınca önce kalkıp bir etrafına baktı, baktı hareket yok geri kapandı. O ara öğretmenleri evet kalkıyoruz diye seslendi. Ama ben farkettim Defne'nin duymadığını. Herkes kalktı arkaya oturdu, Defne hala yatıyor. Seyirciler koptu tabi. Öğretmeni gidip omuzuna dokunana kadar da kalkmadı. Sonradan kendisi de çok güldü haline.
Sanırım sahnede olmayı seviyor. Mutlu olduğunu farkediyorum. Gözünü de öğretmenden bir an olsun ayırmıyor ki hata yapmasın. Tam görev adamı. Bazen babasıyla, inek mi olacak çocuğumuz diye gülüşüyoruz. (aman duymasın:))
Gösteri hava şartları nedeniyle ancak bu hafta sonu olabildi. Ama biz tam da 23 Nisan'da Defne'yi çok mutlu edecek birşey aldık ona. Artık yedek tekerlekleri olan 2 tekerlekli bir bisikleti var. Beceriyor da binmeyi. Şimdi parka gitmek daha eğlenceli sanki. İzin verirse ben oturuyorum, o dolaşıyor.
Birkaç sene içinde beraber binmeyi hayal ediyorum, anne kız yanyana...
Bizim Balkon
2 yıl önce yazmışım bu yazıyı. 3 tane minicik çiçek varmış balkonda. Bu sene birden artıverdiler. Sardunya ne güzel ne kolay çiçekmiş. Kendi kendine bakıyor resmen. Açtıkça açıyor. Üzeri bu açanlardan kat kat fazla tomurcukla dolu.
Karanfili de tomurcuklu haliyle almıştık. Çıkan renk beni çok mutlu etti gerçekten.
Bu çiçeklerin adını ise unuttum. Minik poşetiyle 1 liraya satılıyordu. 4 tane almıştım, hiç de ümidim yoktu. Yaprakları pek cansız görünmüştü gözüme. Meğer arsızın önde gideniymiş bu çiçek. Annem "hiç durmaz bu, açtıkça açar" demişti zaten görünce. Hakikaten öyleymiş, hergün sayısı artıyor çiçeklerinin.
Onlar açıyor ben mutlu oluyorum. Balkon demirlerine de 2 saksı asmak istiyorum, yazın köye gidince ne olacaklar onu düşünüyorum bir taraftan da, kendimi durduruyorum.
Balkona bir de kilim attım. Çook istediğim bir de masa var ama dur bakalım:))
Pasta, kurabiye vs.
Bir önceki postta pastayı merak edenler olunca farkettim pastanın hiç fotoğrafını koymadığımı. Çok orjinal birşey değil aslında, merak edilmeyi hak edecek kadar. Pasta benim doğumgünlerindeki en büyük çelişkilerimden biri. Şeker hamurlu pastaların görüntüsünü sevsem de tadını hiç beğenmiyorum ve çocukların o tuhaf şekerimsi hamurumsu kaplamayı yemelerine üzülüyorum. Bir taraftan da bir saatte yenecek minicik bir pastaya 150-200 lira vermeyi "kendi açımdan" pek doğru bulmuyorum. Bana ters açıkçası.
Defne'nin şimdiye kadar hiç şeker hamurlu pastası olmadı. İstemedim değil aslında ama yukarıda saydığım sebeplerden ötürü hep sonradan vazgeçtim. Biz de son 2 senedir başka birşey keşfettik. Uzaktan şeker hamuru gibi duran renkli krema kaplaması. Belki bir adı vardır ama ben pastanede gördüm ve bundan istiyorum farklı renk yapabilir misiniz diye sorarak geçen sene pembe, bu sene de sarı bir pasta yaptırdım. Üst süslemelerini de sade tutup elimizdeki çubuklu süslerden takınca çok da cici bir pastamız oldu.
Geçen seneki çok lezzetliydi, tam istediğim gibiydi. Bu sene de aynı yere yaptırdık ama rengi ve beyaz süslemeleri hariç istediğimden çok farklıydı. İçi sade kek ve beyaz krema olsun dediğim pasta kakaolu kek, kakaolu krema ve bol bol çikolata parçasından oluşuyordu. Sağlık olsun dedik ama yarısından çoğu kaldı. Kişi sayısının yarısı kadarlık bir pasta sipariş etmek sanırım en iyisi olacak.
Alttaki de dün Defne'nin okuldaki partisi için bizzat benim yaptığım pasta. Bence fena olmadı. Hem evde yapıldı hem masrafsız oldu hem de cici görünüyor. Sizce nasıl olmuş?
Evden çıkmadan önce son hazırlıklar...
Şeker hamurundan hevesimi bu kurabiyelerle aldım. Bunlar da ilk kez yapıldı. Okul hatrına oldu o da.
Kurabiyeler Peri Butik Pasta. Evde kalanları yemeye kıyamıyorum. Sevip sevip yerine koyuyorum:)
Bir doğumgünü de böyle geçti. Sizi de bıktırmadım umarım ama sanki ben bir süre pasta, kurabiye, süsleme vs görmek istemiyorum:))
İyi Haftasonları...
Deniz Kızı Defne 4 Yaşında
Deniz kızlarıyla ilgili hiç malumatı olmadığını sanırdım birkaç ay öncesine kadar. Nereden duydu, nasıl öğrendi hiçbir fikrim yok ama bayılıyor Defne son zamanlarda deniz kızlarına. Kendi kendine deniz kızı oluyor, deniz kızı prensesi oluyor (nasıl birşeyse artık o:))
Bu ilgiyi görünce benim de işim kolaylaştı. Düşünüp duruyordum çünkü yaklaşan doğumgünü için farklı ne yapabileceğimi. Bu arada sadece fikir benden çıktı. Uygulamalar tamamen çok ama pek çok sevdiğim arkadaşım Elif'in İyi Fikir Atölyesi'nden. Her sene sen sadece grafikleri yap gerisini ben halledeyim diyorum ama o herşeyi hazırlayıp elime veriyor. Hakkı ödenmez. Peçeteleri bile o koymuş peçete halkalarına, canım benim.
Aaa ama ponponları ben yaptım, o da az şey değil ama:)
Çok güzel bir gündü. Defne de çok mutluydu. Sabahın köründen itibaren evi süsleyelim, elbisemi giyeyim diye heyecandan yerinde duramaz haldeydi.
Sevimli Alminacık pastasını üfleyince biraz bozuldu, bir süre ağladı Defnoş. Mumu tekrar yaktık, ne diller döktük ikna olmadı. Sonradan kabul etti neyse ki de mumu üfleyip pastayı kesebildik. Pastanın başında gözü yaşlı, burnu havuç gibi bir sürü fotosu var çok komik:)))
Nice yıllara minik kuşum. Seni çoook ama çok seviyoruz. Yüzün hep gülsün boncuğum benim.
4'e 2 kala Defne
Aylardı sayıkladığı, adeta günleri saydığı doğumgünü yaklaştığı için çok mutlu.
Anneannesinden rengarenk çiçekler istedi. Kapıyı o açacakmış, anneannesi çiçekleri sürpriiiz diye arkasından çıkarakmış. (Bugün oldu bu arada bu hadise:))
4 yaşa 2 gün kala Defne mısır satıcısı olmak istiyor. Marketlerde mısır satacakmış:)
Bir de r harfini söyleyebildiğini sanıyor. Şöyle ki:
Defne sen artık r leri söyleyebiliyor musun?
Evet söyleyebiliyorum.
Söylesene.
Yeeeee
:)))))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)